Beklenen Mehdi Bu Değildi.

hqdefault

2005 yılı Haziran ayı idi. Hiç kimsenin beklemediği demek belki biraz abartılı olacak ama en azından benim beklemediğim bir kabine değişikliği ile Bakan Sami Güçlü görevden alınacak ve yerine Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker atanacaktı.  Gerekçe Rusya Federasyonu ile yaşanan Akdeniz Meyve Sineği krizi idi ve Sami bey görevden alındığını, bir tv kanalında canlı yayında iken, korumasının uzattığı cep telefonundan öğrenecekti. Kimilerine göre bu görevden alma Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan çekişmesinin ilk göstergelerindendi ve Tarım Bakanlığı içinde birileri Rusya Fedarasyonunun Bakanlığa gönderdiği ikaz yazılarını Bakan’dan gizlemiş ve büyüyen kriz Sami Güçlü’nün koltuğundan olmasına sebep olmuştu. https://odatv.com/akpdeki-taht-oyunlarinin-soke-eden-hikayesi–2204151200.html

Mehdi bey Teftiş Kurulu açısından değerlendirildiğinde, Bakan olarak istenilebilecek son isimdi. Zira Tarım Bakanlığında bürokrat olarak yürüttüğü görevler ile ilgili, birisi ortaya çıkarılmasında benim de imzamın bulunduğu Deli Dana Soruşturması olmak üzere, hakkında iki sefer soruşturma açılmıştı ve müfettişleri sevdiği pek söylenemezdi.

Doğal olarak, Teftiş Kurulunun olabildiğince itibarsızlaştırıldığı, bizzat kendi ağzından basın önünde en ağır ve haksız eleştirilere maruz kaldığı, isminin değiştirilip, Kurul omaktan çıkarıldığı, sıradan bir Başkanlık düzeyine indirildiği, Tüzüğünün ortadan kaldırıldığı, Yönetmeliğinin değiştirilip, bir dönem Bakanlık Müsteşarının emri altına alınmaya çalışıldığı karanlık dönem Mehdi’li yıllara denk gelecekti.

Esasen AKP iktidarının genel olarak Teftiş Kurullarına yaklaşımı da benzer doğrultudaydı. İktidara göre Teftiş Kurulları, Bakanlık brokratlarının ayağına vurulan pranga idi ve hemen her Teftiş Kurulu benzer sıkıntıları yaşıyordu ama bizim şanssızlığımız, Mehdi bey sayesinde bu etkiyi iki kat fazla hissediyor olmamızdı.

Bu değerlendirmeleri okurken duygusal olduğumu düşünebilirsiniz. Duygusal olmak için yeterince sebebim de var. Örneğin istisnasız olarak her yıl sicil notum 10 puan düşürülecekti Sayın Bakan tarafından. Gerçi müfettiş sicillerini doldurmak için Sayın Bakanın özel bir zaman ayırdığını sanmıyorum. Bu işi özel kaleminde görevlendirdiği birileri  yapıyordu muhtemelen ve belki de özel bir talimat olmaksızın  işgüzarlık yapıp, öyle olması gerktiğini düşündüklerinden yapıyorlardı bu işi. Emin değilim ama ortadaki gerçek sicil notumun her yıl 10 puan düşürülüyor olması idi. İşin traji-komik yanı ise 10 puan düşük verildikten sonra, Başkan ve Bakan bey’in verdikleri notun ortalamasının alınıyor olması idi. Oysaki mevzuat; aradaki farkın 10 puan ve üzeri olması ve daha üst sicil amirinin bulunmaması durumunda üst sicil amirinin notunun geçerli olacağı yönünde idi. Önemsediğim yoktu bu durumu ama üzüldüğüm nokta bu durumdan etkilenen, çok sevdiğim ve güvendiğim Kurul Başkanı Yavuz Kavruker’in de sicil notumu diğer Başkan yardımcılarından daha düşük verecek olması idi.

Mehdi Eker döneminde kırıldığı iddia edilen rekorlar arasında üzerinde tartışma bulunmayan tek rekor kesintisiz olarak 10 yılı aşan Bakanlık süresi idi. Evet Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak tam 10 yıl sürecekti bu kabus. Üzerinde oynanmış rakamlar ve süslü grafikler ile kimileri tarafından bir başarı hikayesi olarak sunulsa da, gerçek pek de öyle değildi.

Herkesi haklı  çıkaracak istatistikler de bulunabilir bu döneme ilişkin ama 16 yıllık iktidar  2006 da Bağımsızlığını ilan etmiş, yani; kendi iktidarından daha genç ve yüz ölçümü Türkiyenin 1/9’u  olan Sırbistandan et ithal ediyor ise, 1990 lı yıllarda ürettiğimiz mercimeği tüketebilmek için kamu spotları çekilen günlerden, Kanada’dan mercimek ithal edilen günlere gelmiş isek veya saman dahi ithal edilen ürünler arasında sayılıyor ise, ortada Tarım Bakanlığı adına bir başarıdan söz edilemeyeceği açıktı ve bu başarısızlığın sorumlusu, Tarım Bakanlığının içinden çıkmış, veteriner hekim olan, dolayısıyla dışarıdan gelecek bir bakan’a göre daha avantajlı olması beklenen Mehmet Mehdi Eker idi.

Elbete kolay elde edilmedi bu başarısız tablo. Mimardan Tarım İşletmeleri Genel Müdürü, Tarih öğretmeninden Genel Müdür Yardımcısı ve benzeri bir çok atamanın ortak özelliği atanan kişilerin Diyarbakır’lı olmaları idi. Hemşerilicilik her dönemde kamu bürokrasisinin hastalığı idi ama belki de 10 yıl süren kesintisiz Bakanlık dönemi Tarım Bakanlığı’nda bu hastalığın en ağır şekilde seyretmesine sebep olacaktı.

Beklediği ve kendince hakettiği bir göreve atanamayan Ordu’lu bir arkadaşım; “Mehdi’nin geleceğine imanımız tamdı, ancak beklenen Mehdi bu olmasa gerek.”  Şeklinde ifade edecekti yaşadığı hayal kırıklığını.

Bu başarısız tabloda Mehdi bey gibi görev süresi ile rekor kıran Bakanlık Müsteşarı  Vedat Mirmahmutoğulları’nı da unutmamak lazım. Başkanlık ettiği toplantılarda uzun uzun anlattığı rahmetli anasının hikayeleri ve Ümitköydeki evinde yaşadığı su kesintisinin, bu hizmetin özelleştirilmiş olması nedeniyle, gece vakti nasıl çözüldüğüne dair hikaye, toplatıya katılanların “Bu benim üçüncü dinleyişim.” “Seninki de birşey mi, ben beşinci kere dinliyorum” şeklindeki dalga geçen fısıldaşmalarına sebep olan  anektotlar dışında başkaca bir iz bırakmayan 10 yıllık Müsteşar. Ben bu tip toplantılara çok fazla iştirak etmediğim için ancak iki kere dinleyebilmiştim su kesintisi hikayesini.

Görev değişikliğinin duyrulduğu 2 Haziran Perşembe günü senelik iznini kullanıyordu, oda arkadaşım çiçeği burnunda Başkan yardımcısı Faruk Fıratoğlu. Telefon ile aradım kendisini.

– “Faruk abi duydun mu haberleri?”

– “Duydum gardaş… Hayırlısı olsun.”

– “Kötü bir haberim var ama sana.”

– “Kötü haber?… Hayırdır ula?”

– “Hayır mı şer mi bilmem ama Mehdi bey biraz önce oturmuş koltuğuna ve ilk iş, seninle beni makamına çağırmış… Özel kalemden Başkan beyi arayıp söylemişler. Sen acele geliver. Çıkalım bakalım makama…”

– “Yapma ula…”

Faruk abi’nin o tarih itibariyle yakın tarihli, Diyarbakır Kulp ilçesinde çok sayıda çiftçinin, en eski tarihli memleket haritalarında orman arazisi olarak görülen tarlalar üzerinden haksız destekleme aldıkları gerekçesi ile mahkemeye verildiği bir raporu söz konusu idi.

Telefonu kapattıktan 5 dakika sonra yeniden aradım. Elvankent’ten Kızılay’a gelmesine gönlüm razı değildi.

– “Ne yaptın Faruk abi? Yoldamısın?”

– “Gardaş tıraş oluyorum. Sonra hemen gelicem…Üç günün sakalı vardı…”

– “Peki, şakaydı desem?”

– “…”

Şaka bir yana bu endişe bir süre varlığını sürdürecekti aklımın bir köşesinde ama her yıl sicil notumun 10 puan düşürülmesi dışında başka bir olumsuzlukla karşılaşmayacaktım…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s