ANADOLU MUFTAĞI’NDAN HAYDAR BEY

kabadayilar1

Teftiş Kurulu’nun mütevazi yaşadığı günlerdi. Henüz Kurul Başkanı Audi marka makam aracına binmiyor, Özel Kalem Müdürü kullanmıyordu. Müfettişler Kurul Başkanı ile görüşmek için günler öncesinden randevu almak zorunda  kalmıyor, Kurul Başkanı  özel imalat mobilyalar ile döşenmiş, görgüsüzce şatavatlı makam odasında, müfettişlere tepeden bakmıyordu.

Doğal olarak Başkan Yardımcıları da bu mütevazi ortama uygun çalışıyorlardı. Akşamları eve giderken, Faruk Fıratoğlu ile birlikte 532-Elvankent halk otobüslerini kullanıyorduk. Ben Bakanlık lojmanlarında kaldığım için otobüs seçeneğim fazlaydı.  532-Elvankent otobüsünde, Gimsa’da baldo princin kaçtan gittiği yada domatesin fiyatı üzerine sohbetleri dinlemek yerine, Korukent yada Ümitköy otobüslerinde, o mevsimde Paris’e mi yoksa Barselona’ya mı gitmek gerektiği üzerine renkli sohbetlere kulak misafiri olarak seyehat etme imkanım da vardı ama 532 de, orta direk muhabbetleri arasında Faruk abi ile gün bitimi sohbetlerini tercih ediyordum.

Halk otobüslerinin Meşrutiyet caddesindeki duraklarına  gidebilmek için; her akşam, Karanfil sokak üzerinden yaklaşık 10 dakika yürümemiz  gerekiyordu ve Anadolu Mutfağı, o yıllarda Şeker-İş sendikasının işlettiği Karanfil Sokak üzerinde yer alan bir restorant idi.

Bizim geçtiğimiz saatlerde genellikle, Anadolu Mutfağı gün sonu temizliğini yapmış ve mutfak artıklarını plastik torba ile restorantın hemen karşısındaki çınar ağacının dibine bırakmış oluyordu. Ancak, kısmen gerekli özenin gösterilmemesi,  kısmen de başı boş kedi ve köpeklerin marifeti olarak, poşetler yırtılıyor, yemek artıkları kaldırıma saçılıyor ve biz o yemek artıklarının üzerinden atlayarak ve her seferinde de söylenerek geçiyorduk bu nahoş manzaranın içerisinden.

Bir gün Faruk abi; “Akif, ben bu adamları şikayet edeceğim belediyeye” dedi  ve ertesi gün,  benim yanımda aradı Çankaya Belediyesini…

Akşam aynı noktadan geçerken , o çınar ağacının altını tertemiz, çevre kaldırım taşlarını yıkanmış olarak görecek ve sevinecektik. Kısa sürede netice almak Faruk abiyi çok memnun etmişti. Yol boyunca bu konu üzerine konuştuk.

Ne var ki; bu temiz görünüm ancak bir kaç gün sürecek ,  sonra her şey  eski halini alacaktı…

Faruk abi yeniden aradı Çankaya Belediyesini.

-“Kardeşim burası Ankara -Kızılay, Türkiye’nin göz bebeği. Bu pisliği Tortum’da dahi göremezsiniz. Her seferinde bizim şikayet etmemiz mi lazım sizin gerekli kontrolleri yapmanız için?”

Telefonun diğer ucundaki görevli oldukça alttan alıyor, Faruk abi olabildiğince  üst perdeden fırçalıyordu görevliyi.

Ertesi gün Faruk abi’nin odasında yalnız olduğu bir vakti kollayarak Başkan bey’in sekreteri Günaç hanım’dan rica ettim. Sanki dışarıdan biri arıyormuş gibi Faruk bey’i  bana bağla ve görüşmek isteyen kişinin “Anadolu Mutfağı’ndan Haydar bey olduğunu söyle” dedim.

– “Kardeşim sen ne hakla insanların ekmeği ile oynuyorsun?”

Ses tonu ürkekti  ve bir parça da panik havası vardı Faruk abi’de…

-“Beyfendi , niye döküyorsunuz çöpünüzü kaldırıma?”

-“Sana mı soracağım kardeşim çöpümü nereye dökmem gerektiğini?”

…/..

Sonrasında Faruk abi’nin samimi itirafları;

-“Gardaş yalan yok, Haydar bey diyince Günaç hanım, yüreğim hırp etti.  Önce yerimde olmadığımı söylesin diye düşündüm, sonra korkuyu kendime yakıştıramadım, bağla bakalım dedim…

Xxx

Arkadaşlarıma çok sayıda şaka yapınca doğal olarak birilerinin de bana şaka yapmak için fırsat kolladığını tahmin ediyordum ve sürekli olarak tetikdeydim.

O günlerde Bahçeli semtindeki evimi kiraya vermek için gazeteye ilan vermiştim ve gelen her telefonu bu tereddüt ile açıyordum.

Mütevazi bir öğrenci evi idi bu. Sokak tarafından üç, bahçe tarafından 5 katlı bir binanın 1. bodrum katı olarak tarifleniyordu. Apartmanın cümle kapısından girdiğinizde 10 basamak iniyordunuz bu daireye ulaşmak için ama bahçe seviyesine göre ikinci kat sayılıyordu. Güneş görmeyen, pencerelerinden gökyüzünü görmenin mümkün olmadığı, hemen yanındaki komşu apartmanın pencerelerinden başka manzarası olmayan bir daire idi.

Aldığım günden itibaren yaklaşık 15 yıl, farklı öğrencilerin oturduğu, kirasının bir ay bile aksamadığı, kısacası beni hiç üzmeyen bir daire idi bu ve ilk kiraya verdiğimde içinde hiç bir eşya yok iken, öğrencilerin çıkarken bıraktıkları eşyalar nedeniyle  son yıllarda full eşyalı olarak kiraya vermeye başlayacaktım.

Telefonun diğer ucundaki ses tanıdık geliyordu ama emin olamıyordum . Bir yandan hangi arkadaşımın beni  şakalamaya çalıştığını anlamaya çalışırken, diğer yandan da sorulan sorulara makul cevaplar veriyordum.

Nihayet konuşmanın bir yerinde Erzurumlu şivesi kedini ele vermis ve ben arayan kişinin Faruk abi olduğuna kanaat getirmiştim.

Ve bu noktadan sonra konuşmanın seyri de değişmişti. Şimdi sıra bendeydi…

-“Beyefendi evim diye söylemiyorum ama bu evin manzarası bir harika.”

-“Nasıl yani? Biraz önce 1.bodrum olduğunu ve güneş almadığını söylememişmiydiniz?”

-“Evet aynen öyle. Üstelik her iki cephede de komşu  apartmanlar oldukça yakın.”

-“Eeee?”

-“İşte tam da bu nedenle manzarası bir harika. Karşı dairede üniversiteli genç kızlar oturuyor ve perde çekme alışkanlıkları hiç yok.”

Faruk abi sandığım adamın son sözleri  “Sapıkmısın kardeşim sen?” olacaktı ve olayın şoku ile bir süre kulağımdan çekemediğim telefondan, yüzüme kapanmış telefonun “bippppp” sesini dinliyecektim.

Yeniden aradım telefonumdaki numarayı özür dilemek için ama açan olmadı. Ve ben bir süre bu olayı kimseye anlatamadım…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s