Başkan ve Yardımcıları İçin 6 paket Cezerye

cezerye

O gün, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu çalışmaları çerçevesinde düzenlediğim suç duyurusunun baş aktörü, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü müfettişi, yeni Kurul üyemiz Sinan Soylu ile ilgili kaygılarımı paylaşmak üzere, Başkanlık makamında idim.

Esasen, Yavuz bey’in bir kısmını zaten bildiği, benim; “Küfretseydin daha iyiydi üstad, altı üstü bir tesbih” başlığı ile daha önce aktardığım olayları yeniden anlatıp, ekledim;

-“Aman diyim Sayın Başkanım, bu adama denetim görevi falan vermeyin. Kurulu da, sizi de rezil eder.”

-“İnanmassın üstad! İki milletvekili aradı bizim Sinan’a sahip çıkın diye.”

-“İnanırım Başkanım ve esasında bu durum bile ortaya koyuyor bu şahsın karakterini. Bir milletvekili, bir müfettişe sahip çıkılması için Kurul Başkanını arıyorsa durumun vahameti ortadadır.”

-“Yalnız başına görev vermeyelim bari bu adama…”

“Görev vermeyelim” demiyordu Sayın Başkan, “Bari yalnız başına görev vermeyelim”diyordu. Her ne kadar bu tavır beni tatmin etmemiş idiyse de üstelemedim. Netice de kime hangi görevi vereceğine karar verecek olan elbette Kurul Başkanı idi.

Bakan Olur’u yürürlüğe girmiş ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunda görevli müfettiş arkadaşlar resmen Bakanlık Teftiş Kurulu müfettişi olmuşlardı.

TBMM Yolsuzlukları Araştıra Komisyonu tarafından Bakanlığımıza gönderilen, suç duyurusu yazımda ismi geçen iki müfettişin bana karşı tutumlarının ne olacağını merakla beklemekteydim.

Bir soruşturma raporunu 8 yıl sonra tamamlayan Başmüfettiş Güngör Kaya, Sağlık Bakanlığına geçeceği tarihe kadar bana selam dahi vermedi ve mümkün olduğu kadar aynı ortamda bulunmamaya gayret etti. Esasen bu davranışını saygı ile karşıladım. Neticede benim yapmış olduğum bir inceleme sonrası sıkıntı yaşamıştı. Kendince haklı gerekçeleri de olabilirdi ve bana mesafeli davranması normaldi.

Anormal olan ise çalıştırdığı bilirkişinin söylemediği şeyleri, sanki söylenmiş gibi raporuna geçiren 10 sayfalık raporu 2.5 senede, fiillerin zaman aşımına uğramasına 2-3 ay kala neticelendiren ve bu konuda oldukca sıkıntılı günler geçiren, Sinan Soylu’nun bana karşı göstereceği sevgi (!) ve saygı (!) idi.

İlk karşılaşmamızda, Başmüfettiş Osman Kaplan ile odamın kapısında ayak üstü sohbet ettiğimiz bir sırada yanımıza gelecek ,

-“Ben; milliyetçi, muhafazakar Mehmet Akif kardeşimi çok severim.”  diyerek, şaşkın bakışlarım arasında, hiç hoşlanmadığım bir şekilde beni yanaklarımdan öpecekti. Ne diyeceğimi. ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir bayram tebriğinde Başkanlık makamında bir kez daha yeltenecekti buna ama bu sefer, “Nezleyim Sinan bey” diyerek  geriye çekmeyi başaracaktım kendimi.

Gelecek günler Sayın Başkan’a yapmış olduğum telkinlerin bir işe yaramadığını gösterecekti.

Hiç kabullenemediğim görevlendirme ise MHP iktidarının Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürü Mehmet Akif Paksoy ile ilgili bir soruşturmanın tek başına Sinan Soylu’ya verilmesi idi. Şikayet konusu neydi? Sayın Genel Müdür ne ile suçlanıyordu hatırlamıyorum. Zaten bu soruların hiç biri, soruşturmada görevlendirilen müfettiş nediyle bir önem de taşımıyordu.

Yaklaşık bir yıl sonra Başmüfettiş Samet Geçmiş odama geldi. Anlattığı şeyler hiç de hoş şeyler değildi. Sinan bey Mersinde bir kurumda soruşturma ile görevlendirilmiş,  görev süresinin bitmesine yakın, önce evinde kullandığı masa üstü bilgisayarı için parasını ödemeksizin aldırdığı bir yedek parçaya ilaveten Kurum Müdür’ünden  Ankara’ya giderken götürmek üzere, Kurul Başkan ve Yardımcıları için ikişer  kiloluk 6 paket cezerye istemişti. Kurum Müdürü,  bu talebin normal bir durum olmadığını düşünerek acaba Müfettiş bey beni mi sınıyor kaygısıyla arkadaşı Samet bey’i aramış ve ondan ne yapması gerektiğini sormuştu. O da olayın sınama falan olmadığını, talebin gerçek olduğunu düşündüğünü ancak kesinlikle almamasını söylemişti.

Samet bey’i odamda bırakıp doğrudan Başkanlık makamına çıktım. Yavuz bey yanlış hatırlamıyorsam Faruk bey ve Metin bey ile toplantı halindeydi.

-“Biliyorum bana kızacaksınız Başkanım ama ben yine de “Söylememişmiydim” diyerek başlayacağım sözlerime.”

Samet bey’in anlattıklarını aktardım bir solukta. “Kendisi halen odamda. Dilerseniz çağırıp kendisinden de dinleyebilirsiniz.” diye de ekledim.

Yavuz bey çok sinirlenmiş, simsiyah olmuştu.  Önce elini telefona attık, sonra vazgeçti. Ayağa kalktı, geri oturdu. Ne yapacağına karar veremiyordu.  Metin bey devreye girdi.

-“Sakin olmak lazım Sayın Başkanım. Geldiğinde kendisinden de dinlemek lazım olayı.”

-“ Üsdat bu adam hiç akıllanmayacak mı? Daha bir iki ay önce Ardahan’da denetimde iken, benim adıma iki çerçeve pedek bal göndermiş kargo ile. Sekreter hanım da benim sipariş ettiğimi düşünerek teslim almış. Bir ton fırça attım. Koliyi de, elimi dahi sürmeden şöför ile evine gönderdim. ..”

Ne mi oldu Sinan Soylu’ya?

Yavuz bey bu konuyu birdaha benimle konuşmadı. Sinan Soylu döndükten sonra kendisi ile ne konuştu onu da bilmiyorum ama bildiğim; Sayın Bakan’dan torpilli olarak, Metin bey ve üç diğer isim ile birlikte o dönemde yeni kurulan ve maaşları müfettişlerden 1000 TL daha fazla  olan İç Denetim Birimine iç denetçi olarak geçeceği idi.

Böylece Teftiş Kurulu çok kıymetli bir değerini(!) kaybetmiş ancak Bakanlık ileride üstleneceği görevler itibariyle, Becerikli (!) bir İç Denetim Birimi Başkanı, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Bakanlık Denetçisi ve Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Üyesi (kayyum olarak) kazanmıştı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s