Eğitim Şart

Ankara’da yasamaya basladigim 90 li yillarin ilk ceyreginde, egitime ac  genc bir mufettis yardimcisi olarak buldugum her  imkani degerlendirme konusunda kararliydim.

Bende hayal kirikligi yaratan ilk girisim “Sampiyon Bilgisayar Kursu” oldu.  Ataturk Bulvarinda, Guvenpark’in hemen karsisindaki binanin bir katini taamen kaplayan reklam, ilk dikkatimi ceken sey olmustu. O yillarda bilgisayar, kamu kurumlarinda yok denecek kadar sinirli sayida idi ve bilgisayar kullanmayi bilmek farkli bir dunyaya kapi aralamak gibi birseydi.

Denetim programinin ne kadar yogun oldugunu bilmeme ragmen, kaciracagim dersler icin telafi garantisi alarak o gun icin onemli bir meblag odedim ve  kayit yaptirdim. Ancak ilk bir iki dersten sonra gordum ki, bu kurs zaman ve para israfindan baska birsey degildi. Bizlere basili bir teksir dagitmak yerine, bir hoca DOS komutlarini tek tek okuyor bizlerde defterimize not aliyorduk. Dersin sanirim son 15 dakikasi uygulamaya ayrilmisti.

Bilgisayar kullanimi konusunda pek birsey ogrenemesemde bu kurs bana gordugum her reklama inanmamak konusunda cok sey ogretmisti.

Ruhi bey ile baslayan yeni donemde Teftis Kurulu, kendini yetistirmek isteyen Mufettis ve Mufettis yardimcilarina egitim olanaklarini sonuna kadar sunacakti.

5-6 kisilik gruplar halinde mufettis ve mufettis yardimcilari o donemki ismiyle Tarimsal Uretim ve Gelistirme Genel Mudurlugunun yuruttugu bir proje kapsaminda  8 aylik uzun donem Ingilizce  kurslarina gonderilmeye baslanmisti. Ilk giden ekipte ismin yoktu. Her ne kadar bu durum bende yeni bir hayal kirikligi yaratsa da, uygulamanin devam edecek olmasi  umutvar olmami sagliyordu.

Bir sonraki donemi beklerken bos durmamaya karar verdim  ve  Ankara Universitesi Ziraat Fakultesinin mastir programina basvurdum.  Yazili olarak bilim ve ingilizce sinavina girmistim. Bilim sinavini gectim ama Ingilizcem cok kotuydu. Bir sene hazirlik okumam gerekiyordu.

Denetim programlari nedeniyle sonunu getiremesem de bu  dil kursu, Amerika Birlesik Devletlerinde master egitimine kadar uzayacak, ingilizce seruveninin baslangic noktasi idi.

Ankara Universitesinin Diskapi yerleskesinde haftanin 5 gunu saat 8.00  ile 15.00 arasinda tamami universiteden yeni mezun olmus genclerden olusan 12 kisilik bir grup ile oldukca yogun bir programdi. Ders biter bitmez Kizilay otobusleri ile Kurula geliyor ve gunu is yerinde tamamliyordum. Grubun icerisinde bir kamu kurumunda calisan tek kisi bendim ve genclerin gozunde Bakanlik Mufettis Yardimciligi onemli bir gorevdi. Sanirim bu yuzden, israrla beni is yerinde ziyaret etmek istiyorlardi. Bu hic istemedigim bir durumdu zira o gunlerde odalarimiz degismis ve Yusuf bey doneminde bolgelere gonderilen basmufettislerin oturtuldugu zerzevat odasinda bu defa biz  oturmaya baslamistik. Dort yada bes masanin sigabilecegi odaya bir muhendislik harikasi olarak tam 8 masa konulmustu.

Beni is yerinde bulamacaklarina dair tum telkinlerime ragmen bir aksam uzeri aralanan oda kapisindan iceri Ingilzce kurs arkadaslarim giriverdi. Onlarin yuzunde saskinlik, benim yuzumde mahcubiyet vardi.  Odada misafir koltugu koyacak yer olmadigindan gelen 5-6 genci oda arkadaslarimin koltuklarina oturttum ve o an icin aklima gelen ilk yalani soyleyiverdim.

-“Teftis Kurulu yeni hizmet binasina tasinacagi icin kisa sureligine bu odada oturmaktayiz. !!!”

Inandilar mi? Ya da ne kadar inandilar bilmiyorum ama bu yalanin oda arkadasim Mustafa Bilici’nin yuzunde yarattigi gulumseme gozumden  kacmamisti.

Umut ettigim uzere bir sonraki yil Amerikan Kultur Merkezinde kursa baslayan grubun icerisinde ben de vardim. Yillarca devam edecek cok guzel arkadasliklarin kuruldugu bu sinifta, ilginc bir  tesaduf sonucu amca oglum Mustafa Bahadir ile birlikteydik. Sinif arkadaslarimizin kullandigi takma isim ile Big Bahadir uzun yillar Bakanlik Il Muduru olarak gorev yaptiktan sonra, siyasi bir tasarruf sonucu Veteriner Hekim olarak Koruma ve Kontrol Genel Mudurlugunde goreve basamisti.

Mufettis olarak meslek hayatim boyunca en korktugum ve istemedigim sey, uzun yillar il mudurlugu, sonrasinda da Koruma ve Kontrol Genel Mudurlugunde sube muduru olarak idarecilik yapan amca oglum ile ilgili bir sikayetin olmasi veya bir  sorusturma yapilmasi idi. Cok sukur ne bu yonde bir sikayet geldi, ne de bir sorusturma yapildi. Big Bahadir benden once emekli olacak ve tertemiz memuriyet hayatina son noktayi koyacakti.

Kurs boyunca cok calisiyor ama zor ogreniyordum. Gecmis olaylari hatirlamada, kimi siir ve tekerlemeleri ezberimde tutma noktasinda beni bile sasirtan hafizam, Ingilizce kelimeleri ogrenme konusunda cok kotuydu. Ama ben pes etmemekte  kararliydim.  O yillarda Gayret Mahallesinde kucuk bir evde (2+1) oturuyorduk  ve ders calismak icin en uygun mekan mutfak masasi idi. Bu masanin yaslandigi duvara kucuk bir hatirlatma kagidina yazdigim su notu yapistiracaktim. “I am not going to give up” (Pes etmeyecegim)

1995 yili Ingilizce kursu sonrasi girdigim ilk TOEFL sinavindan aldigim 330 puan ile kotu bir yil olarak gozukse de, baba olmanin mutlulugunu yasadigim yil olarak hatiralarimda cok onemli bir yere sahip olacakti. Kursun son bir kac ayina denk gelen bir tarihte 27 Subat 1995 gunu oglum Alp dunyaya gelmisti ve ben sinav basarisizligina mazeret ararken hayatimdaki bu buyuk degisikligi de kullanacaktim.  🙂

Kisisel gelisim seruvenimde bir sonraki  durak Ortadogu Amme Idaresi Enstitusu idi. Varligindan Ankara’ya geldikten sonra haberdar oldugum bu enstitu, kamu calisanlarina ‘Kamu Yonetimi” alaninda master egitimi veriyordu. Her yil yazili ve sozlu sinav sonrasi secilen 100 kamu perseneli yasa geregince   egitimin ilk yili  calistigi kurumlarda ucretli izinli sayiliyor, maaslarini tam olarak  almakla birlikte enstitude egitimlerine devam ediyorlardi.

Ilk seferinde degilse bile ikinci girisimde  kazanmistim Enstitunun sinavini. Teknik kokenli bir mufettis olarak bu egitim sirasinda almis oldugum, idare hukuku, anayasa hukuk, insan haklari ve  insan kaynaklari yonetimi gibi dersler meslek hayatim acisindan onemli bir kazanim olacakti. Gunluk ders programi cok yogun degildi ve ben derslerin disinda kalan bos vakitlarimde kayinvalidem ile donusumlu olarak oglum Alp’in bakimini da yurutuyordum.  Ayrica Enstitu dil egitimini de destekliyor ve disaridan aldigimiz ingilizce kurslarinin yari ucretini oduyordu. Bu yolu kullanarak bir sure de Ingiliz Kultur derneginde devam edecektim ingilizce ogrenmeye.

Enstitude resmi kiyafet zorunlulugu yoktu. Dolayisiyla genel olarak  spor kiyafetleri tercih ediyorduk. Ogle yemeklerini Enstitude de yemek mumkundu ama ben Bakanliga gelmeyi tercih ediyor, boylece arkadaslarimla gorusmus ve Kuruldan cok kopmamis oluyordum.

Boyle bir ogle vakti yemek sirasinda, hemen karsimda Arastirma Genel Mudurlugunden Kurulumuza gecmis, bir kac yil mufettislik yaptiktan sonra emekli olarak ayrilacak  eski basmufettislerden bir ustad oturmaktaydi. Cani cok sikkindi, zira o gun almis oldugu sari zarftan bir Dogu sehrinde yurutulecek sorusturma gorevi cikmisti.  Benim spor kiyafetim dikkatini cekmis olacak ki;

-“Ne o Bahadir? Izindesin sanirim…”

-“Yok ustadim, Ortadogu Amme Idaresine devam ediyorum. O nedenle kiyafetim  spor.”

-“Oooo ne kiyak is. Once 8 ay ingilizce kursu, simdi iki sene Amme Idarsi, ardindan sen eminim bir de yurt disi master falan yaparsin. Sonra gelir 5 sene calisir emekli olursun. Bu ustadin da gitsin Dogu’da Guneydogu’da sorusturma yapsin …”

Kendince hakliydi belki ama egitimi hafife almasi canimi sikmisti. Biraz da haddimi asarak karsilik verdim.

-“Ustadim; bence bu devlete adam gibi 5 sene hizmet etmek, 35 sene elini kolunu sallayarak mesaiye gelip gitmekten iyidir.”

Genel altında yayınlandı.

Yorum bırakın