
Sitresli, kavgalı ve bol soruşturmalı günlerden sonra, kendi adıma huzurlu bir döneme girmiştim nihayet. Sevdiğim ve yanlış yapmayacağına inandığım bir Başkan ve yine sevdiğim, saydığım arkadaşlarımla birlikte Başkan Yardımcısı olarak Teftiş Kurulununun yönetim kadrosundaydım.
Önce vekaleten ve sanırım bir iki ay sonra asaleten oturacağı Başkanlık koltuğunda, Yavuz bey’in ilk ayları, İlhan bey ile ilgili soruşturmalar ve İlhan bey tarafından açılmış davalara savunma hazırlamakla geçti. Atama kararnamesini beklediğimiz koşuşturmalı günlerin birinde; aramızdaki sohbet şu şekilde gelişecekti.
– “Bir gün Allah kısmet eder de bu koltuğa asaleten oturursam, nasıl kalkılması gerektiğini de herkese göstereceğim üstad.”
Yavuz bey’ın kastettiği; İlhan bey’in açmış olduğu dava ve Hacı Sabri’nin yeniden koltuğa oturabilmek için siyaseten vermiş olduğu çaba idi.
– “İnşallah Başkanım.”
– “Yahu; Bakan seninle çalışmak istemiyorsa, ısrar etmenin ne anlamı var. Bu görev herhangi bir görev değil ki. Sen Teftiş Kurulu Başkanısın ve Bakan ile çok yakın çalışman gerekir. Dolayısıyla Bakan’a rağmen bu göreve devam edemezsin…”
Allah kısmet etti ve Yavuz bey o koltuğa asaleten oturdu ama,malesef kalkması hiç de ifade ettiği gibi olmadı. Beş yıl gibi uzun bir süre yürüteceği bu görevden, Bakan Mehti Eker’in ayrılması yönündeki talebine direnecek ve hakkında açılacak uydurma bir soruşturmada alacağı üç ayrı disiplin cezası sonrası görevden alınacaktı.
Bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ileriki günlerde anlatmak üzere öteleyerek yeniden ilk günlere dönecek olursak;
Hacı Sabriden çok farklıydı Yavuz bey’in yönetim anlayışı. Değişim yalnızca makam odasından okunmayı bekleyen yığın yığın raporların temizlenmesi ile sınırlı kalmamıştı. Örneğin Bakanlık makamına sunulan Olur’lara yeni bir düzen gelecek, yazı fontundan sayfa düzenine kadar yeni ve farklı bir format kullanmaya başlayacaktık. Yine Hacı Sabri döneminden farklı olarak; ne Bakanlık yemekhanesinde ne de bodrum katındaki mescitte onu Başkan yardımcıları ile birlikte gören olmayacaktı. Cuma namazlarını kıldığını biliyordum ama nerde kıldığı konusunda hiç bir fikrim yoktu. Öğlenleri rejimdeyim diyerek yemek yemiyordu. Arada bir ikram ettiği diyet bisküvilerinden öğlen öğününü bu şekilde geçiştirdiğini tahmin ediyordum.
Teknoloji ile barışık bir Başkandı Yavuz bey. Örneğin o yıllarda çok popüler olan MSN ile haberleşmeyi dosya paylaşımını vs çok seviyordu. Çoğu zaman hazırladığım Bakan Olur’larını çıktı almadan önce MSN Messanger ile kendisine gönderiyor ve şekli düzeltmeleri aldıktan sonra çıktısını alıp imzaya sunuyordum.
İşte tam da bu özelliği nedeniyle teknolojik bir şakaya maruz kalmaktan kendini kurtaramayacaktı Sayın Başkan.
MSN Messanger ile ilgili korsan bir yazılım vardı o yıllarda. Bu yazılımı kendi bilgisayarınıza yüklediğinizde, MSN Messanger da, kendi yazdığınız şeylerin, sohbet ettiğiniz arkadaşınızın sohbet penceresinde, sanki onun tarafından yazılmış gibi, onun ismi ile ekrana gelmesini sağlayan bir yazılım. Yapmanız gereken tek şey arkadaşınızın ağzından yazmak istediğinizi şeyin başına 4 rakamlı bir kod girmekten ibaretti.
İlk olarak, bu program ile beni yiğenim Halil İbrakim Keçebaş şakalamıştı. Ben de kendime kurban olarak Sayın Başkanı seçmiştim.
O gün Sayın Bakan ile görüşmeye gitmişti Yavuz bey. MSN Messanger de online olduğunu görünce, hemen bir mesaj gönderdim.
– “Merhaba Başkanım. Görüşebildiniz mi Bakan bey ile?”
– “Yok, görüşemedim Üsdat.”
-“Anlamadım…”
Konuşmanın bundan sonraki kısmı benim tarafımdan yazılmış cümlelerdi. “Anlamadım” şeklindeki ifademe Yavuz bey’in herhangi bir şey yazmasına imkan vermeden hızla onun ağzından yazmaya devam ettim.
-“Bu Kurul’da kimse birşey anlamıyor zaten. Kapatıp gideceğim bu Kurul’u. Bodrum’a yerleşeceğim…”
Bodrum’a yerleşme hikayesi Pınar’ın o yıllarda çok meşhur bir reklam filmine dayanıyordu. https://www.youtube.com/watch?v=GOTt4Ve8diI
Bu cümleyi yazmamdan bir kaç saniye sonra Yavuz bey MSN Messanger da offline olmuştu ve kapısını tıklatıp makamına girdiğimde, makam masanın altına eyilmiş, bilgisayarın internet kablosunu çıkarmaya uğraşırken bulacaktım onu.
Şaşkın gözlerle bana baktı ve; “Üstad; O son cümleyi ben yazmadım” dedi.
“Biliyorum Başkanım” dedim ve fazla uzatmadım şakayı, zira neticede Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanı idi şaka yaptığım kişi.
Bir başka MSN şakasının kurbanları ise Başmüfettiş Metin Süerdem ve o dönemin Teftiş Kurulu Büro Müdür’ü rahmetli Handan Tekin olacaktı.
Handan hanım 1991 yılında biz Kurul’da göreve başladığımız yıllarda Büro Müdürlüğünde memur olarak çalışan uzun boylu, yapılı ve alımlı bir bayandı. İlerleyen yıllarda Tümer Bezer’in ayrılmasından sonra Büro Müdürü olarak görevlendirilecek, hiç evlenmeyecek, işi ile evli denilen tiplerden biri idi. Bütün gün ve mesai sonrası da Kurulda kalarak büro müdürlüğünün tüm işlerini tek başına bitirmeye çalışması, hem kilosunu hem sağlığını etkileyecek ve genç yaşta yakalanacağı kanser hastalığına yenik düşüp aramızdan ayrılacaktı. Rahmet, sevgi ve saygı ile eğiliyorum hatırası önünde…
Başmüfettiş Metin Suerdem 2005 yılında kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden Kurulumuza geçen iki bayan müfettiş ile birlikte Manisa Beydere Ziraat Meslek Lisesinde bir soruşturma yürütmekteydi. Heyet arkadaşları Tülay Özdemir ve Aynur Kayış idi.
Yanlış hatırlamıyorsam bu görev, 2005 yılında kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde görevli iken, Mehti Eker’in bir Bakan Olur’u ile Bakanlık Teftiş Kuruluna geçen, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü müfettişleri ile Bakanlık müfettişlerinin ortak olarak yürüttükleri ilk soruşturma idi. Bu tartışmalı birleşmenin ayrıntılarına daha sonra dönmek üzere yaniden şakamıza dönecek olursak;
Rahmetli Handan hanım’ın odasına girdiğimde onu MSN de Metin bey ile yazışırken buldum. Metin bey Beydere Ziraat Meslek Lisesinde önceki yıllarda yapılan denetimler ile ilgili birşeyler istiyordu Handan hanım’dan.
– “Müdürüm; Metin abi ile mi yazışıyorsun?”
– “Evet Sayın Bahadır. Bir kaç dosya istiyor Sayın Süerdem.”
Müfettişlere soyisimleri ile hitap ederdi rahmetli Handan hanım.
– “İki dakika müsade edermisin Müdürüm? Metin abiye birşey soracaktım.”
Handan hanım ikiletmedi isteğimi ve hemen koltuğunu bana terketti. Bilgisayarın başına oturdum ve hiç bir şey yazmadan Metin abiye kocaman bir öpücük gönderdim. MSN kullanmayan genç kuşak bilmez belki, MSN sohbetin kırmızı ruj izinden oluşan bir ifadesi vardı. Tıklandığında karşı ekranda muuccckkkk sesi ile birlikte patlayan bir öpücük.
Handan hanım şoktaydı. “Ne yaptın Sayın Bahadır, benim gönderdiğimi sanacak Sayın Süerdem” diyebildi.
Benim istediğim de tam olarak buydu zaten.
Metin bey’in hiç bir şey yazamamasından, şoka girenin sadece Handan hanım olmadığı anlaşılıyordu. Bir iki dakika süren sessizliği yine ben bozdum.
– “Ellerinden Sayın Süerdem, ellerinden…”
– “El öpenlerin çok olsun Handan hanım…”
– “Ne Handan hanım’ı Metin abi ben Akif…”
-“ Ben senin var ya…”
