BİRTÜRLÜ BİTİRİLEMEYEN SORUŞTURMA – DELİ DANA… (2)

B99qztxIAAAJqmv

Bu seferki görevlendirme, ön inceleme izni ile birlikte yapılmıştı. Yani  yeni heyetin, incelemeyi tamamlamak için, 4483 Sayılı Yasa gereğince 45 gün süreleri vardı. Başbakanlık başmüfettişi başkanlığındaki yeni heyet bu süre zarfında, bir önceki heyet marifeti ile düzenlenen kapsamlı raporu inceleyecek, sorumlu görülen kişilerden ön inceleme raporuna esas açıklama ve disiplin soruşturma raporuna esas savunmalarını alacak ve 45 günlük sürenin sonunda, temel olarak bir önceki raporun tespitleri üzerine kurulu, ancak  sorumlu görülen kişiler ile ilgili yargılanabilmelerini teminen; “soruşturma izni verilmesi” teklifleri ile disiplin sorumuluğu tespit edilen kişiler ile ilgili disiplin cezası tekliflerini içeren raporlarını Başbakanlık Makamına sunacaklardı.

Bir önceki heyet ile tek görüş ayrılığı ise, eksik inceleme yapmış oldukları daha önceki iki incelemede de kabul edilen Bakanlık müfettişleri ile bu yetersiz  inceleme raporunu düzelttirmeden Bakan Olur’una sunan,  Teftiş Kurulu Başkanının sorumluluğunda düğümleniyordu. Bir önceki heyet tarafından bu kişilerin incelemeye konu eylemleri yalnızca disiplin hukuku içerisinde irdelenmiş ve yargılmalarına gerek olmadığı kabul edilmişken, bu raporda, hem daha ağır disiplin cezaları ön görülmüş hem de bu fiillerinden dolayı yargılanmaları gerektiği ifade edilerek haklarında “soruşturma izni” verilmesi teklifi getirilmişti.

Olayın başından sonuna içerisinde olan biri olarak, Başbakanlık tarafından, Bakanlığımız yetkisindeki tekliflerin Bakan Olur’una bağlanmasını teminen gönderilen bu raporun “Olur”  hazırlanması için tarafıma havale edileceğini tahmin ediyordum ve heyet üyesi dönem arkadaşımdan rapor Başbakanlığa sunulur sunulmaz, elektronik ortamda bir kopyasını alarak, Bakanlığımıza havalesinden önce Olur’unu hazırlamıştım.  Zira 4483 Sayılı yasada öngörülen 45 günlük bağlayıcı süre dolmak üzereydi.  Ancak nedenini anlayamayacağım bir şekilde bu rapor Veteriner hekim kökenli diğer başkan yardımcımıza havale edilecekti.

O gün için yadırgadığım bu olayın benimle ilgili çok önemli yansımalarını ise gelecek günlerde görecektim.

Haklarında soruşturma izni verilen çok sayıdaki Bakanlık çalışanı ve üst düzey bürokratı ile Teftiş Kurulu eski başkanımız ve üç Bakanlık müfettişi, verilen “soruşturma izni verilmesi” kararına Danıştay nezdinde itiraz  edeceklerdi.

Danıştay Birinci Dairesi oy birliği ile vermiş olduğu kararda suçların işlenilmiş oldukları tarihler dikkate alındığında Teftiş Kurulu eski başkanımız ve müfettişler dışında Bakanlık çalışanlarına ait eylemlerinin zaman aşımına uğradığını dolayısıyla yargılanabilmelerinin mümkün olmadığını belirterek itirazları kabul ederken, eski Başkan ve müfettişlerin itirazını reddedecek ve yargılanmaları gerektiğine hükmedecek, ayrıca o dönemde milletvekili olan Mehdi Eker’ın siyasi dokunulmazlığı nedeniyle dosyasının ayrılarak TBMM’ne gönderilmesine karar verecekti.

O günler, Bakanlar Kurulunda bir görev değişikliğinin konuşulduğu günlerdi ve Sami Güçlü’nün yerine ismi geçen kişilerden birisi de Mehti Eker idi. İşte tam da bu günlerde, esasen olayın güncelliğini yitirdiği bir dönemde, Hürriyet Gazetesinin bu olayı 8 sutuna manşet denilebilecek bir şekilde ilk sayfadan verdiğine şahit olacak ve şaşıracaktık.  4 eski Bakanın resmi ile olay özet olarak anlatılıyor, Diyarbakır milletvekili Mehti Eker’in ismine de yine ilk sayfadan vurgu yapılıyordu. Haber doğru ama zamanlama manidardı. Sanırım o günlerde Mehti Eker’in Bakan olmasını istemeyen birilerinin devreye girmesiyle, güncelliğini yitirmiş olay, sanki yeniymiş gibi verilmekte ve Mehti Eker ile ilgili olumsuz bir hava yaratılmaya çalışılmaktaydı. Zaman bu çabanın Mehti Eker’in önünü kesmek için yeterli olmayacağını gösterecek ve 2 Haziran 2005 de Bakanlık koltuğuna oturacak olan Mehti Eker Cumhuriyet tarihinin en uzun süre bakanlık yapma rekorunu da kırarak yaklaşık 10 yıl Bakanlık görevini yürütecekti.

Bakanlık çalışanları ve üst düzey bürokratları ile ilgili Danıştay’ın zaman aşımı kararından sonra, Ankara Cumhuryet Başsavcısı Abbas Özden de bu karar gereğince takipsizlik kararı vererek olaya adli yönden son noktayı koyacaktı.  https://www.cnnturk.com/2005/turkiye/02/17/deli.dana.sorusturmasi.kapandi/73292.0/index.html

Kurul eski Başkanı ve Müfettişler ile ilgili olarak ise zaman aşımı söz konusu değildi. Ama benzer bir karar da yanlış hatırlamıyor isem Sincan Ağır Ceza Mahkemesinden gelecek,  8 Bakanlık müfettişi, 3 Başbakanlık müfettişi ve 5 Danıştay hakiminin; suç var, yargılanmaları lazım dediği konuda bir Savcının verdiği takipsizlik kararı ile adli yönden son nokta konulacak, almış oldukları disiplin cezaları ise takip eden yılllarda çıkacak olan disiplin affı ile sicillerinden silinecekti.

Bakanlığın Savcılık makamının vermiş olduğu bu idari karara itirazı mümkündü ama Sayın Mehti Eker’ın Bakan olması ve bu soruşturmada isminin geçiyor olması nedeniyle böyle bir itirazı beklemek doğal olarak hayaldi.

Takibinde neler mi olmuştu?

Danıştay’a yapılan itirazın Bakanlık müfettişleri için reddedilmesinden sonra emekli olmak için dikekçe veren ve 60 gün senelik iznini alarak Kuruldan ayrılan Başmüfetiş üstadımız takip eden süreçte bu kararından vaz geçecek, Teftiş Kurulu Başkanı ile son raporu düzenleyen üç kişilik heyet ve raporu Olur’a bağlayan Başkan yardımcısı  haklarında açılacak manevi tazminat davaları ile karşılaşacaklarıdı.

Her ne kadar hesaplaşmak istedikleri  ilk isim Mehmet Akif Bahadır idiyse de, uğradıklarını iddia ettikleri mağduriyet ile ismimin ilişkilendirebileceği bir bağlantı kurma imkanı bulunmuyordu ve bu durum yukarıda şaşırdığımı ifade ettiğim, Başbakanlık raporunun Olur’a bağlanmak üzere tarafıma değil de diğer Başkan yardımcısına havale edilmesinin bir sonucu idi.

Gerçi açılan tazminat davalarını kaybedecek olsalar da son raporu düzenleyen heyet üyelerinin  bu durumdan bir miktar sıkıntı çektikleri muhakkaktı.  Olayın en trajik yanı ise; Sabri bey in yerine Başkan olarak atanan ve başlangıçta bu soruşturmaya dört elle sarılan Yavuz Kavruker’in, Sami Bey’in yerine Mehti Bey’in Bakan olarak atanması ile birlikte soruşturmadan adeta elini eteğini çekerek, tazminat davasına muhatap olan eski Başkan, Başkan yardımcısı ve müfettişleri yalnız bırakması idi.

Uzun hikayenin kısa özeti; deli dana gibi son derece tehlikeli bir hastalığın baş gösterdiği Avrupa ülkelerinden, hastalık riski taşıyan 800 büyük baş canlı hayvan ve binlerce ton iç yağı ile hayvansal ürün ithalatına izin verdikleri üç farklı ekipteki 8 Bakanlık, 3 Başbakanlık müfettişi tarafından sabit görülen  isimler ile soruşturma görevini gerektiği gibi yapmayan/yaptırmayan Kurul başkanı ve  müfettişlerin ne adli ne idari hiç bir yaptırıma uğramayacak olmaları idi.

Bu hastalığa yakalanan ve hayatlarını kaybeden insanların vebali mi? Ne mutlu ki; o hesabın görüleceği gün ne zaman aşımı dikkate alınacak, ne hatırlı kişilerin tavassutu.

Yorum bırakın