BUFALO’DAN DELİ DANA’YA 8 SÜTUNA MANŞET YOLSUZLUK HİKAYELERİ (2)

Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünde Bufalo Operasyonu çerçevesinde yürüttüğümüz soruşturmanın henüz başlarında idik. Heyetimiz ikiye bölünmüş, ben aynı zamanda bilirkişi olarak çalıştığım için Ankarada kalırken, heyetin kıdemli üyeleri; İddianamede yer alan ve gazeteci Yalçın Bayer’in Hürriyet gazetesindeki köşesine de taşıdığı “Gümrük müfettişlerinin Haydarpaşa Gümrüğü’nden kaçak et ithal edildiği yönündeki tespitlerine ilişkin Bakanlığımızca gerekli işlemlerin yapılmasının geciktirildiği” yönündeki  iddiaları incelemek üzere İstanbul Tahaffuzhane Gümrük Veteriner Müdürlüğünde çalışmaya başlamışlardı. http://www.hurriyet.com.tr/turkiye-nin-soygun-belgesi-320776

Ben biryandan herhangi bir sistematiğe bağlı olmaksızın firma bürolarında el konulan belgeleri, bir yandan da İddianamede isimleri geçen üç firmaya ilişkin Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen iş ve işlemleri inceliyordum. İddianame bu üç firmanın korunup kollandığı düşüncesi üzerine kurulmuştu. Dolayısıyla dikkat ve incelemelerim bu nokta üzerine yoğunlaşıyordu.

Ülkemize ithal edilecek gıda ve gıda ile temes eden her türlü ürün için ithalat izni Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünce verilmekte, fiili ithalatlar ise bu Genel Müdürlüğe bağlı müdürlüklerce takip edilmekte idi. Bu kapsamda zaman zaman hastalık riski taşıyan canlı hayvan ve hayvansal ürünler için ithalat yasağı da konululabilmekte idi.

O gün ilgili Şube Müdürüne, bu yasaklara ilişkin dosyaları incelemek  istediğimi söyledim. Amacım yasaklamalar çerçevesinde incelemeye konu firmalara herhangi bir ayrıcalığın yapılıp yapılmadığını ortaya koyabilmekti.  Kısa süre sonra masama iki kalın klasör geldi.

Bu klasörlerdeki yasaklama kararlarını incelediğimde, amacıma yönelik herhangi bir tespitim olmayacak ancak Bakanlığımız ve Başbakanlık Teftiş Kurulunun gündemini uzun süre meşgul edecek, gazete manşetlerine taşınacak  ve bilahare 2003 yılında TBMM’nde kurulacak olan “Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu raporunun 1012. Sayfasında yer alacak son derece çarpıcı iki usulsüzlükten birinin  tespitini yapacaktım. https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss266_BOLUM%20V%20(1009-1114).pdf

Olayın kısa özeti şu şekilde idi. Yıllar itibariyle yasaklama kararları incelendiğinde, belirli bir tarihe kadar tamamının aynı cümleler ile ve özetle “….. falan ülkede çıkan ……. hastalığı nedeniyle bu ülkeden yapılacak olan canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin ithalatı ……… tarihinden itibaren yasaklanmıştır.” şeklinde olduğu görülürken, bir yasaklama kararında birden bu kalıplaşmış ifadenin son kısmının değiştiği ve “hastalık görülen  ülkelerden ithal edilecek canlı hayvan ve hayvansal ürünler için kontrol belgesi düzenlenmemesi” ifadesinin tercih edildiği görülüyordu.

İlk bakışta basit bir ifade değişikliği gibi görünse de bu küçük değişiklik kamu sağlığını çok ciddi şekilde tehlikeye atarken, bir kısım firmaya da çok büyük bir ayrıcalık tanıyordu. Neden mi?

Zira, ithalat izni mahiyetindeki kontrol belgeleri düzenlendikleri tarihten itibaren 6 ay süre ile geçerli idi. Yani tercih edilen yeni ifade şekli ile yasaklama kararından bir gün önce kontrol belgesi almış bir firma bu yasağın koyulduğu tarihten 6 ay sonra dahi bu belgeyi kullanarak yasak konulmuş ülkeden canlı hayvan veya hayvansal ürün ithal edebilirdi.

Bu noktadan sonra araştırılması gereken bu ayrıcalıktan istifade eden firma olup olmadığının tespiti idi ki bu konuda fazla bir mesai harcamam gerekmeyecekti.

Aynı dosya içerisinde Gümrükler Genel Müdürlüğü’nden Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne yazılmış “Acil” kodlu bir yazıda özetle şöyle denilmekteydi; “İngiltere ve Hollanda’da görülen deli dana hastalığı nedeniyle Bakanlığınız tarafından ……. tarihinde bu ülkelerden ithal edilecek canlı hayvan ve hayvansal ürünler için yasak getirildiği bilinmektedir. Ancak bu iki ülke çıkışlı 800 büyükbaş hayvan, ithalata ilişkin kontrol belgesinin yasaklama kararından önceki bir tarihte alınmış olduğu gerekçesi ile ithal edilmek istenmektedir. Hayvanlar gemi içerisinde Gümrük sahasında bekletilmekte olup, yasaklama kararının bu hayvanları kapsayıp kapsamadığının acil olarak bildirilmesi…”

Başka bir ifade ile Gümrükler Genel Müdürlüğü de bizim gibi düşünmüş, getirilen yasağın amaca karşılık gelmediğini, kamu sağlığının ciddi şekilde riske atıldığını görmüş ve Genel Müdürlüğümüzü bir kez daha uyarmıştı. Ancak bu yazıya verilen cevap konunun bir yanlış anlamadan kaynaklanmadığını çok açık şekilde ortaya koymaktaydı. Genel Müdür imzalı yazıda özetle; “Firma yetkililerinin ifade ettikleri hususun doğru olduğu, getirilen yasağın eski tarihli kontrol belgeleri ile yapılacak ithalatları kapsamadığı…” ifade edilmekteydi.

Yani, İngiltere ve Hollanda’da deli dana hastalığı çıkışının resmi olarak ilan edildiği tarihten yaklaşık iki ay sonra bu ülkelerden 800 büyükbaş hayvanın ithalatına resmen göz yumulmakta idi.

Çok heyecanlanmıştım. Meslek hayatımda şahit olacağım en ciddi yolsuzluk olayı ile karşı karşıyaydım. Bu belgelerin birer fotolopisini alarak heyet başkanı ile dahi konuşmadan doğrudan  Teftiş Kurulu Başkanının makamına çıktım. Aslında Teftiş Kurulu tüzük ve yönetmeliğine göre son derece yanlıştı bu yaptığım. Heyetin, Başkanlık ile iletişimini heyet başkanı vasıtası ile sağlaması lazımdı ancak, olayın heyecanı ve  gerek heyet başkanı gerekse Kurul Başkanı ile olan samimiyetim bu hususu atlamama neden olmuştu.

Olayı kısaca özetledim. Başkan bey de heyecanlanmıştı. Elimdeki belgeleri aldı ve incelemeye başladı. Ben olayı anlatırken isimlere yer vermemiştim dolayısıyla sorumlu kişileri Başkan bey ancak elimdeki belgeleri inceleyince anlayacak ve o noktadan sonra yüz ifadesi ve tavrı değişecekti.

İncelediği belgeleri sert bir şekilde bana uzattı ve yine sert bir ses tonu ile;

“Biz sizi hangi konu ile görevlendirdik, siz nelerle uğraşıyorsunuz… Sağı solu karıştırmadan bir an önce işinizi tamamlayın. Ben sizden başka birşey istemiyorum.”

– “Anladım Sayın Başkanım…”

Aslında anlamamıştım. Bir Kurul Başkanının bu derece önemli bir olay karşısında nasıl olup da bu şekilde davranabildiğini anlamamıştım.Anladığım şeyler ise farklıydı…

Elimde çok önemli bir yolsuzluğa ilişkin belgeler, yüzümde koca bir şaşkınlık Başkan beyin makamını terkettim. Yeniden Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne, çalışma odamıza gelerek heyet başkanını telefon ile aradım. Olup biteni etraflıca anlattım. Heyet başkanının cevabı; “konu oldukça vahim gözüküyor,  belgelerin bir suretini sağlam bir yerde muhafaza et, döndüğümüzde değerlendirelim” olacaktı.

İstanbul ekibi yaklaşık 20 gün sonra çok önemli tespitler ile dönmüştü. Bu tespitlerden birisi, bizim üç madde halinde Teftiş Kurulu Başkanlığına yapacağımız suç duyurusunun ikinci maddesini oluşturacak iç yağ ithalatı konusu idi.

Ekibinin dönmesini müteakip ilk işimiz, gerek yine deli dana hastalığı ile bağlantılı iç yağ ithalatı konusunu, gerekse deli dana hastalık riski taşıyan 800 büyükbaş canlı hayvanın ithalatı konusunu değerlendirmek oldu. Heyet olarak kararımız konunun geçiştirilemeyecek ve göz ardı  edilemeyecek derecede önemli olduğu idi ve Başkanlığın bu konuda bir soruşturmaya sıcak bakmadığı açıktı. Bufalo operasyonu ile ilgili görevimiz bitene kadar bu konuyu hiç bir yerde konuşmamak, Başkanlıktan bir talep gelmediği sürece yürütülen soruşturma ve tespit edilen konulara ilişkin Başkanlığa bilgi vermemek ve raporumuzu Başkanlığa verirken yürüttüğümüz soruşturma dışında yapmış olduğumuz tespitleri bir yazı ile Kurulun evrak kaydına sokmak konusunda fikir birliğine vardık.

İç yağı ithalatı konusunda İstanbul ekibinin yapmış olduğu tespitler ve devamında gelişen olayları ise şu şekilde özetlemek mümkündü;

Koyun, sığır gibi memeli hayvanların vücudunda, daha çok belde, bağırsakların dış kısmında ve böbrek çevresinde bulunan işlenmemiş ham hayvan yağı olarak tanımlanabilecek iç yağı, ülkemiz için önemli bir ithalat kalemi idi. Et üretiminde yan ürün olarak elde edilen iç yağı, bu özelliği nedeniyle düşük fiyat ve düşük gümrük vergisi ile ithal edilmekte, yıllar itibariyle ithalat miktarı binlerce tonu bulmaktaydı.

Özellikle bel bölgesindeki iç yağını, kullanılan mekanik yöntemler ile etten tamamen ayırmak mümkün olmuyor ve ister istemez bu iç yağ %5 ile %10 arasında et ihtiva ediyordu.

Deli dana hastalığının ilk olarak tespit edildiği ve hakkında çok fazla bir bilginin olmadığı tarihte, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan sağlığının korunması adına, hastalık riski taşıyan hayvansal ürünlere ilişkin oldukça uzun bir liste yayınlanmış ve bu liste diğer ülkeler gibi bizim ülkemizde de ithalat yasaklamalarına esas alınmıştı. İlerleyen yıllarda hastalığın etmeni ve bulaşma yolları konusunda yeni bilgilerin elde edilmesine paralel olarak risk taşıyan ürünler listesinin de yine Dünya Sağlık Örgütü tarafından daraltıldığı görlüyordu.

Bizim incelediğimiz ve mantığını bir türlü anlayamadığımız Bakan olur’u da tam bu konu ile ilgili idi. Olur’da özetle Dünya Sağlık Örgütünün Pariste yapmış olduğu toplantı sonrası yayınlamış olduğu deli dana hastalık riski taşımayan ürünler listesi dikkate alınarak ithalat yasağı getirilen ürünler listesinin güncellendiği ifade edilmekte, bu olur ekindeki liste incelendiğinde ise sığır etinin listede yer almasına karşın iç yağın yasaklı ürünler listesinden çıktığı görülmekte idi.

Basit bir mantık yürütmesi ile et hastalık riski taşıyor ise ve iç yağı da her durumda et ihtiva ediyor ise iç yağın yasaklı ürünler listesinin dışına çıkarılması mantıklı değildi. Doğal olarak, yeni düzenlemeye gerekçe gösterilen Dünya Sağlık Örgütünün bahse konu kararını görmek istedik. Genel Müdürlük yetkilileri bir türlü bu kararı bulamıyorlardı. Yaklaşık on günlük aramanın ardından, madem bulamıyorsunuz Dünya Sağlık Örgütünden yeniden isteyin ve yeminli tercüme bürosuna yaptırılmış bir tercümesini bize getirin dedik.

Soruşturma konumuz bu konu olmadığı için zaman konusunda bir sıkıntımız yoktu. Biz mevcut soruşturmamızı yürütürken uzunca bir süre sonra merakla beklediğimiz karar geldi.

Örgütün bahse konu kararında; deli dana hastalığının hayvanlardaki normal protein yapısının bozulmasından kaynaklandığı dolayısıyla ısıl işlem görmüş, protein içermeyen don yağının hastalık riski taşımadığı ifade edilmekte idi. Daha açık bir ifade ile hastalık riski taşımayan ürün, et ihtiva  eden iç yağı değil, ısıl işlem görmüş, içerisindeki etten tamamen ayrılmış, et ve dolayısıyla protein içermeyen don yağı idi.

Dünya Sağlık Örgütünün bu kararını yanlış yorumlayan ve bu yanlış yorum doğrultusunda iç yağına ilişkin yasak kararını kaldıran Genel Müdürlük yetkilileri, Dünya Sağlık Örgütünün ilgili kararını da Genel Müdürlük arşivinden yok ederek bu kasıtlı işlemin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmışlardı.

Neticede ne mi olmuştu? Bu hatalı karar düzeltilene kadar (yanlış hatırlamıyor isem 3 yıl) binlerce ton deli dana hastalığı riski taşıyan iç yağı çok düşük fiyatlar ile bir kısım firmalar tarafından ithal edilmiş, salam sosis ve benzeri et ürünleri şeklinde Türk halkının tüketimine sunulmuştu.

Bufalo operasyonu çerçevesinde düzenlediğimiz raporu Başkanlığa takdim ederken Kurul evrak kaydına soktuğumuz üç maddelik suç duyurusu yazısının üçüncü maddesi ise yine deli dana hastalığı ile ilgili anlaşılması daha kolay bir yolsuzluk olayı idi.

Deli dana hastalığı kapsamında yayınlanan yasaklı ürünler listesinde açık şekilde “koyun bağırsağı” yer almakta, ancak bu yasak yürürlükte iken düzenlenmiş bir kontrol belgesinde yasak kapsamındaki bir ülkeden, yanlış hatırlamıyor isem İngiltere, yine aklımda kaldığı kadarıyla bir milyon adet koyun bağırsağının ithalatına izin verilmiş, bu ithalat Mersin Tahaffuzhane Gümrük Veteriner Müdürlüğünün görevini yapmayarak göz yumması sonrası gerçekleşmiş ve bir milyon koyun bağırsağı kokoreç veya benzeri ürünler olarak tüketime sunulmuştu.

Olayın bir diğer ilginç yanı, bu kontrol belgesini düzenleyen personel, Şube Müdürü ve Daire Başkanının parafları ile belgeyi imzalayan Genel Müdür Yardımcısının imzasının bulunması gereken üst yazının yok edilmesi idi. Biz heyet olarak böyle bir ithalatın varlığından bir önceki yazımda ifade ettiğim elektronik ortamda bize verilen listeyi incelerken haberdar olmuş ve sadece Genel Müdür Yardımcısının imzası bulunan belgeyi Mersin Tahaffuzhane Gümrük Veteriner Müdürlüğü arşivinden temin edebilmiştik.

Bu suç duyurusu yazısının Kurul evrak kaydına sokulmasından sonra, Başkanlığın olaya tepkisi nasıl mı olmuştu? Cevabı bir sonraki bölümde…

Yorum bırakın