Macera Dolu Amerika (4) Lincoln’de Bir Türk Mahallesi.

Mehmet Ali bey’in bizim icin kiralamis oldugu evde yaklasik 6 ay kaldiktan sonra Universite lojmanlarinda kalabilmek icin yapmis oldugum basvuru olumlu neticelenecek ve biz uc bes parca ev esyamizi kaldigimiz evin hemen karsisinda yer alan ve master / doktora ogrencilerinin kaldigi universite lojmanlarina tasinacaktik. Yine tek yatak odali bir lojmandi yeni evimiz. Kirasi kaldigimiz evden 30 $ daha fazla, 330 $, ancak bakim ve ilave hizmetler itibariyle daha avantajli idi.

Universite lojmanlarinin bence en ilginc yani, o yillarda adeta bir Turk mahallesini andirmasi idi. Yaklasik 11 Turk aile bu lojmanlarda kalmaktaydi ve ozellikle yaz aksamlari “U” seklinde yerlestirilmis iki katli bloklarin onune konulmus piknik masalari Turk aileler tarafindan hic bos birakilmiyordu. Farkli milletlerden ogrencilerin biraz da yadirgayan bakislarina aldirmadan hemen her aksam karpuzlar kesiliyor, ince belli bardaklarda caylar iciliyor, kuruyemisler yeniyor sohbetin beli kiriliyordu.

Gunler hizla ilerliyor, biz her gecen gun biraz daha ortama uyum sagliyorduk. ilk, gordugumde cok sasirdigim ve heyecanlandigim, daldan  dala sicrayan sincaplara, saga sola kosusturan tavsanlara alismis, kapimizin hemen onunde, kaldirimin kenarina yuva yapmis tarla faresi ailesini rahatsiz etmeden yasamayi ogrenmistik.

Universitenin lojmanda kalan ogrencilere tahsis etmis oldugu 100 m2 civarindaki kucuk pareselde, hobi olarak tarim yapma imkani da vardi. Domates, biber ve taze fasulye gibi sebzelerin yaninda, bu ulkede tuketimi pek fazla olmayan, uc sira halindeki yaklasik 15 kok patlican en cok Amerikali ogrencilerin ilgisini cekecek ve bu patlicanlari ticari olarak mi yetistirdigim sorusuna muhatap olacaktim.

Gunluk hayatin yaninda egitim hayati da farkli suprizleri iceriyordu. En cok sevdigim ve benimsedigim uygulama “Take home” sinavlar idi. Sinav gunu soru kagitlari hoca tarafindan evde yapip ertesi gun teslim edilmek uzere bizlere veriliyordu. Sinav kagidinin uzerine buyuk harfler ile yazilmis notta ise “Bu sorulari cevaplarken kitabinizi acmayiniz ve arkadaslariniz ile konusmayiniz” yazmakta idi.

Her ne kadar icimde ufak bir sucluluk duygusu yaratsa da, bu ikaz benim icin degildi. Ilerleyen gunlerde Amerikali ofis arkadasim Jason’a bu durumu soracak ve onunda ayni seyi yaptigini ogrenerek biraz olsun rahatlayacaktim. Gerekcesi hemen her ogrencinin sorulari ayni sekilde cevapladigini dusunmesi idi.

Esim Ebru bir sure Ingilizce kursuna devam etse de Turk mahallesinde yasiyor olmak onun Ingilizcesini ilerletmesi icin en buyuk engeldi ve bazi gunleri hic ingilizce konusmadan gecirebiliyordu. Ayni durum Alp icin de gecerli idi, zira kendi yas gurubunda bir kac Turk arkadasi vardi ama o hem cocuk yasta dil ogrenmenin avantajini yasiyor hem de, sirf bu maksat ile haftanin uc yarim gunu gittigi Cocuk Gelisimi Laboratuarinda ingilizcesini gun be gun gelistiriyordu.

Bu laboratuar cocuk gelisimi konusunda egitim alan master ogrencilerinin, cocuk davranislarini gozlemledigi ve raporladigi ilginc bir yerdi. Burada her cocuk icin ayri ayri tutulan raporlar, cocuk okula basladiginda gittigi okula gonderilmekte ve ogretmenlerine isik tutan dokumanlar olarak degerlendirilmekte idi. Biz Turkiye’ye donecegimiz icin benzer uygulamanin ulkemizde olmasi durumunda Alp’in gidecegi okula teslim edilmek uzere tarafimiza teslim edilen raporlardan ilgimi ceken  bir tanesinde su satirlar yer almakta idi.

  • “Bir grup cocuk saklanbac oynamaktaydi. Alp ebe olarak gozlerini kapatmis arkadaslarinin saklanmasi icin sayiyordu. Oyun oynamayan bir baska arkadasi Alp’den yardim istedi. Alp gozlerini acti ve o arkadasinin istegini karsiliksiz birakmadi. Sonra gozlerini kapatarak kaldigi yerden saymaya devam etti. Bu davranis onun; ikilemler karsisinda karar verme becerisini, yardima ihtiyaci olan insanlara yardim etme konusunda tereddut etmedigini, ayni zamanda konulmus kurallara uyma noktasinda son derece titiz oldugunun  acik gostergesi olarak degerlendirilebilir.”

Bu laboratuarda cok begendigim ve imrenerek izledigim bir  baska uygulama da, her hafta tekrarlanan “Show and Tell” sinifi idi. Her cocuk bu uygulama oncesi, evinde arkadaslarina gostermek ve nasil kullanildigini anlatmak uzere bir oyuncak seciyor, sira kendisine geldiginde arkadaslarinin huzuruna cikip bu oyuncagin ozelliklerini ve nasil oynandigini anlatiyordu.

Ulkemizde, universite mezunu yetiskinlerin topluluk onunde konusma korkularini dusununce, bu korkuyu cocuk yasta yenmeye  yonelik, basit ama son derece onemli uygulamaya imrenmemek elde degildi.

Tarimsal Arastirmalar Projesi kapsaminda Bakanlik, ders ucretleri, ders gerecleri, kitap ve benzeri masraflar haricinde yasam giderlerimiz icin ayda 1.100 $ odeme yapiyordu. Bu miktar diger Bakanliklarin benzer statude egitim alan mensuplarina odenen miktarin yarisi civarinda ve Nebraskada uc kisilik bir ailenin yoksulluk siniri olarak belirlenen 1.500 $ in altinda bir tutardi ve bir kisim temel ihtiyaclarimizi kismak kaydiyla son derece mutevazi sartlarda yasamamiza yetiyordu.

Baslangicta biraz zorumuza gitse de, yoksulluk siniri altinda geliri olan ailelerin 5 yas altindaki cocuklari icin her ay verilmekte olan gida yardimina muracaat etmis ve Alp bes yasina gelene kadar bu yardimdan istifade etmistik. Bu yardim kapsaminda ailelere; kupon karsiligi, belirlenmis markalarda olmak kaydiyla, sut, yumurta, serial, fistik ezmesi, mercimek ve dondurulmus meyve suyu verilmektedi idi.

1999 yilinin Kasim ayi hayatimizda bir yenilige daha vesile olacak ve biz 3 kisi geldigimiz bu ulkeden 4 kisi donmek adina Lincoln’deki iki buyuk hastaneden biri olan St. Elizabeth Regional Medical Center’da kizimiz Elif’e merhaba diyecektik.

Hamileligin basindan sonuna kadar guler yuzunu, ilgi ve alakasini bizden hic esirgemeyen ve ucretinin tamami Nebraska Saglik Programi cercevesinde eyelet tarafindan odenen Doktor Matthew M Glenn; kizimin isminin ELif olacagini ogrendiginde anlamini sormus ve ben; Elif’in Arap alfabesinin ilk harfi oldugunu, bizim de bir donem bu alfabeyi kullandigimizi, Elif’in harf olarak ince uzun bir cubuga benzedigini, buradan hareket ile bayanlar acisindan zarif bir isim olarak tercih edildigini anlatmistim.

Dogumdan yaklasik bir ay sonra gittigimiz ilk kontrolde Dr. Gleen; “Bu guzel kiz Elif’e hic benzemiyor.” diyecek, sonrasinda benim espiriyi anlamadigimi gorerek, “Elif ince ve uzun olur demistiniz ya…” seklinde aciklama getirecekti. Zira Elif cocukluk caginin ilk yillarini oldukca gurbuz bir cocuk olarak gecirecekti.

Bakanligin master egitimi icin ongordugu sure 1999 yilinin sonunda dolmus ve ben tez yazma asamasini henuz bitirememistim. Once 60 gun iki yillik senelik iznimi kullandim, sonrasinda 6 ay ucretsiz izin alarak kalis suremi uzattim.

Kalis suresinde sorun yoktu ancak Bakanligin odedigi bursun kesilmesi ekonomik acidan sorun yaratmisti. Her ne kadar master ogrencileri icin izin verilen haftada 20 saat calisma imkanindan istifade ederek Universitenin tohum laboratuarinda calismaya baslasam da ekonomik acidan oldukca zorlanacak ve Turkiyede banka hesabina yatan, maasimin 1/3 luk kismi vesilesi ile olusan birikimin onemli miktarini transfer edecektim.

Sonunda buyuk gun gelip catmisti. Tez yazma islemi bitmis, Danisman hocam tarafindan yeterli bulunan calismaya iliskin savunma tarihi belirlenmisti. 17 Mayis 2000.

Futbol ile ilgili arkadaslar acisindan bu tarih tanidik gelecektir, zira ayni gun Galatasaray UEFA Kupasi finalinde Arsenal ile oynayacakti.

Savunma saat 10 AM de baslayacakti ve bir saatte tamamlanmasi ongoruluyordu. Mac ise mahalli saat ile 3 PM de idi. Yani herseyin umuldugu gibi gitmesi halinde maci, basarmis olmanin gonul rahatligi ve agiz tadi ile seyredebilecektim.

Ve her sey umuldugu gibi gitti. Bir kac teknik sorunun disinda juri ile tez calismamin giris cumlesi uzerinde tartisacaktik. “Will there be enough food for tomorrow?”

Mutlu haberi ise 10-15 dakikalik bir kapi onu bekleyisinin ardindan Danismanim Dennis McCallister’in gulen gozleri verecekti.

Heyecanin biri bitmis digeri baslamak uzereydi. Bu gun icin ismini hatirlayamadigim bir bar, ogleden sonra 3.00 PM de, gunun o saati icin hic de alisik olmadigi kalabalik bir ogrenci grubunu agirliyordu. Ofis arkadasim Jason da bizinle birlikteydi. Hayatinda ilk defa,  bir futbol macini basindan sonuna kadar izleyecek, bizimle birlikte hop oturup hop kalkacakti.

Popesku’nun son penaltisi en az iki bucuk yil emek verdigim master calismasini basari ile bitirmek kadar mutluluk verici idi.

Genel altında yayınlandı.

Yorum bırakın