1997 senesinin son gunleri idi. Soguk bir Aralik sabahinda, gokyuzu henuz tam olarak aydinlanmamisken, kayinpederimin Abidinpasa semtindeki evinin onunde ellerimizde valizler ile bizi havaalanina goturecek minubusu bekliyorduk. Gunun suprizini Mustafa abi (Tanir) yapmis ve esi ile birlikte cok erken bir saat olmasina ragmen bizi ugurlamaya gelmisti.
Mufettis arkadaslarim ile toplu vedalasmam, Kuruldan ayrilmam vesilesi ile duzenledikleri aksam yemegi ile gerceklesmisti. Uzerinde ismimin yazili oldugu bir kalem takimini hediye ettikleri yemek sirasinda o yillarda esasen pek de eskimemis anilarimiz yadedilmis, yemege katilan arkadaslarimin agzindan sahsim ile ilgili guzel seyler duymanin mutlulugunu yasamistim. Bu konusmalardan aklimda kalan ikisi; Sezai Subasi’nin “Kurul en yakisikli mufettislerinden birini kaybediyor” seklindeki egolarimi oksayan sozleri ile Ilhan Palabiyik’in; “Bu ayriligin gecici bir ayrilik oldugu, yurt disi egitimimi tamamlamami takiben benim yerimin yine Teftis Kurulu Baskanligi olmasi gerektigi” yonundaki konusmasi idi.
Ankara-Istanbul ve yaklasik 11 saat suren Istanbul-Chicago ucuslarindan sonra nihayet Amerika’da idik. Bir cok seye sasiracagimiz bu ulkede ilk saskinligi, pasaport kontrolunde gorevli memurun basindaki kipa nedeniyle yasayacaktik.
Esim Ebru ile birlikte kucagimizda 3,5 yasindaki oglum Alp ve sagindan solundan cekistirdigimiz, Mehmet Ali usdadin tavsiyeleri dogrultusunda, kimisi bu gun icin cok komik gelen esyalar ile doldurulmus 6 valiz ile birlikte Chicago havaalaninda idik ve TOEFL sinavindan 507 puan almis olmanin hic bir sey ifade etmedigini anlamam uzun surmeyecekti.
Siyahi bir gorevlinin soylediklerini yanlis anlayarak valizlerimizi hareket halindeki bir banda koymamiz sonrasi, arkamdan “Komsu! Hey komsu!” seklindeki bir ses ile irkildim. Saskin gozler ile arkama dondum. Bir adam etrafinda bizim valizler,bana birseyler soyluyordu.
Sonradan Bulgar oldugunu ogrendigim bu gorevli, valizlerimizin uzerindeki THY armasini gorunce yanlis banda koydugumuzu anlamis, bir eksik ile de olsa akip gitmelerine engel olmus, bildigi birkac Turkce kelimeden biri ile de ikaz ederek bizi buyuk bir sikintidan kurtarmisti.
O yillar Bulgaristan’daki Turk azinligin inanilmaz sikintilar cektigi yillardi ve ben icimde Bulgar milletine karsi buyuk bir kin besliyordum. Bu beklenmedik yardim, yeni dunyada yasayacagim birkac farkli olay ile birlikte, karsi cephelerdeki milletlere mensup olsalar da, siradan insanlar arasinda dusmanligin son derece anlamsiz oldugunu ogrenmeme vesile olacakti.
11 saat suren yolculugun ardindan kotu hava sartlari nedeniyle 10 saat ertelenen Chicago-Lincoln ucusu nihayet gerceklesmis ve Lincoln hava alaninda bizi Mehmet Ali Kati, orada tanisacagimiz ve cok iyi arkadas olacagimiz Yalcin Kaya ve Mehmet Nuri Nas, esleri ile birlikte karsilamisti.
O geceyi Yalcin Kaya’nin evinde gecirecek ve ertesi gunu Mehmet Ali bey’in biz gelmeden bizim icin kiralamis oldugu eve yerlesecektik. Kullanilmis esya satan magzadan alinacak bir yatak, derme catma bir masa ve iki sandalye ile baslayan ev esyasi duzme isi bizi epey mesgul edecekti ama sikintinin buyugu ile henuz yuzlesmemistim.
Evet, Amerikada egitim almak yillarca hayallerimi soslemisti. Pes etmemeye soz vermis ve nihayet basarmistim ama 30 yasindan sonra ogrenilen Ingilizce ile bilim yapmanin hic de kolay olmadigini cok gecmeden anlayacaktim.
Tarim Bakanliginin farkli uygulamalarinin bir sonucu olarak bir cok arkadasimin aksine, herhangi bir uyum kursuna tabi olmaksizin Amerikaya gelisimden bir hafta sonra universitede kis donemi egitimi baslamis ve ben kendimi buyuk bir anfi de “biometri” hocasinin karsisinda bulmustum. Abartisiz, hocanin ders boyunca anlattigi hic bir seyi anliyamiyordum. Basarmis olmanin sevinci yavas yavas yerini basaramadan Turkiye’ye donme korkusuna birakmaya baslamisti.
Nihayetinde bu dersi, gecebilmek icin gerekli en dusuk not, “C+” ile gececek ve ilerleyen gunlerde Ingilizcem, hic bir zaman icin mukemmel olmasa da, gelisecekti.
Buyuk bir sans eseri benimle birlikte bu dersi alan, gunluk odevlerimi yapma ve dersi Turkce anlatma dahil hic bir konuda yardimlarini esirgemeyen, Alp’in “Havva Teyzesi” Havva Sarvan a bu dersi gecmem noktasinda cok sey borcluydum.
“Aklimda Kalanlar” basligi altinda yazmaya calistigim hatiralarimi okuma sansi olmasa da, beni her konuda motive eden ve destekleyen, master programini basari ile neticelendirmem konusunda emegi tartisilmaz olan danismanin Profesor Dennis L. McCallister’a da bu vesile ile tesekkur etmek istiyorum.
Nebraska Universitesine gelecegimin kesinlestigi gunlede, rahmetli ustadim Turan Baysal, kendisinin de, yanlis hatirlamiyorsam 1960 li yillarda ayni universitede 6 aylik bir egitime katildigini, “East Campus” seklinde isimlendirilen yerleskede o yillarda “Valantinos” isimli bir pizzacinin oldugunu. Sayet halen faaliyette ise orada bir pizza yememi ve kendisini yadetmemi soylemisti.
Halen faaldi o pizzaci. Cocuk musterilere balon hediye etmesinden esinlenerek Alp’in “Balontinos” ismini verdigi o restoranda bir sefer degil bir kac sefer ailecek pizza yiyecek, Turan Baysal’in kulaklarini cinlatacak, ona gostermek uzere resim de cektirecek ama Turkiye’ye dondugumde bir kalp kirizi sonucu rahmetli oldugunu uzuntuyle ogrenecektim.
Bu yillarda Turkiye’de ve Teftis Kurulu’nda neler mi oluyordu?
Rahmetli Bulent Ecevit”in azinlik hukumeti is basinda iken, kimsenin beklemedigi bir sey olmus, terorist basi Abdullah Ocalan yakalanarak Turkiye’ye getirilmis, milliyetcilik duygularinin yukseldigi bu donemde gidilen millet vekili secimlerinden DSP birinci parti MHP ikinci parti olarak cikmis, Basmufettis Usdatlarimizdan Nail Celebi, Trabzon Milletvekili olarak Meclise girmeye hak kazanmisti.
Rahsan Ecevit’in “Eli kanli teroristler” yakistirmasina ragmen Bilge! lider Devlet Bahceli DSP ile koalisyon kurma noktasinda ikna olmus DSP-MHP kooalisyonunda Tarim Bakanligi MHP de kalmis ve Prof. Husnu Yusuf Gokalp Tarim Bakani olmustu.
Iktidar degisikligi Teftis Kurulunda da baskanlik degisimini getirmis, gorevden alinan ve hakkinda sorusturma baslatilan Orhan Talu’nun yerine, Ilhan Palabiyik baskan olarak atanmisti.
