Baslamadan biten Zirai Karantina Mudurlugunun denetimi sonrasi faks ile gelen yeni gorev talimatimi almis ve Basmufettis Sebahattin Yuksel baskanligindaki heyete katilmak uzere Istanbulun bir ucundan diger ucuna gitmekteydim.
Enstitu binasinin kapsindan iceri girdigimde, yanlis bir yere geldigimden emindim. Zira burasinin resmi bir bina, bir arastirma enstitusu, hatta icerisinde insanlarin calistigi bir bina oldugunu gosterir en ufak bir isaret bulunmamaktaydi. Ancak yanildigimi sevinerek anladim. Burasi Tarim Orman ve Koyisleri Bakanligi Dericilik Arastirma Enstitusu idi.
Basmufettis Sebahattin Yuksel ve Yetkili Mufettis Yardimcisi Yasar Erbil den olusan heyet denetimin ilk haftasini tamamlamisti. Kurum beni sasirtan fiziki gorunumunun yaninda yonetim tarzi ve calisma performansi ile de hic ic acici gozukmuyordu. Bu dusuk performansin bir gostergesi olarak da denetlenmeye soguk bakiyor ve bizlerle olumlu bir iletisime gecme noktasinda pek istekli durmuyorlardi.
Normal denetimi muteakip Kurum Muduru hakkinda sorusturmaya donusen ve gorevden alinmasi ile neticelenen surecten aklimda kalanlar;
1992 kisinin soguk gunleri idi ve Kartal Koy Hizmetleri Bolge Mudurlugu misafirhanesi ile Pendik Dericilik Arastirma Enstitusu arasinda, E5 karayolunda gidip gelmeler ile gecen denetimi, Sebahattin bey sık sık bir onceki denetim yeri Adiyaman ile kiyasliyor ve her firsatta “Adiyaman’da denetim yapmak buradan cok daha iyi” diyordu.
Bir sabah calisma odamiza geldigimizde bizi buz gibi bir hava karsiladi. Binanin kaliruferlerinin arizalandigi ifade ediliyordu. Ilginc olan ise Kurumun bu arizayi gidermek konusunda oldukca isteksiz davranmasi idi. Bizim de kendileri ile birlikte usuyecek olmamizi kar sayiyorlardi sanirim. Calisma odalarimiza tup ile calisan birer isitici getirtmistik. Denetim uc dort gun bu sekilde devam etti.
Bir ogleden sonra Pendik Veteriner Arastirma Enstitusunu ziyarete gitmistik. Haber verilmeden yapilan bir ziyaretti ve Mudur ve Mudur Yardimcilari Kurum disindaydi. Geri donmek icin disari ciktigimizda ise bir baska supriz ile karsilastik. Geldigimiz arac bizi beklemeden gitmisti. Bu sevimsiz durumun Mudurun talimati ile mi yoksa arac soforunun sorumsuzlugu sonucu mu gelistigini ise ogrenemeyecektik. Zira taraflar bir birlerini sucluyordu.
Bu olaydan bir kac gun sonra ayni arac, Kurum Mudurunun de icerisinde oldugu bir sirada, duz yolda giderken bilinmeyen bir sebeple takla atacak, sans eseri kimseye birsey olmayacakti ama Kurum Muduru, Sebahattin Bey’in “Alma mufettisin ahini…” degerlendirmesine konu olmaktan kurtulamayacakti.
Bir aksam mesaimizi bitirmis Mudurluk binasini terkediyorduk. Disarida buz gibi bir hava vardi ve cikis kapisinin camlari ısı farkindan dolayi buguluydu. Ekibin en kidemsiz uyesi ve kapidan cikan en son kisi olarak, bugulu cama cizilmis bir çöp adam ile altinda yazili “Mufettislerden biri” ibaresi dikkatimi cekti.
Hizli adimlar ile ustadlara yetistim ve bu resmi fark edip etmediklerini sordum. Farketmemislerdi. Gunun sorusu ise Yasar Bey’den gelmisti.
-“Gözlükleri var miydi?”
Heyetin tek gözlüklü üyesi Yasar Bey idi ve çöp adamin gözlüklü olup olmamasi bu nedenle onemliydi…
